BİR EDİRNELİ OLARAK EDİRNE’Yİ KEŞFETMEK (1)

 

DSC_2346TARİHİN İZİNDEKİ KENT

           Dört bir yanı tarih kokan bir şehir nasıl anlatılır ki ancak yaşanılır bu şehirde bu kentin tüm güzelliğini ve içtenliğini anlamak için. Bir Edirneli olarak edirnede yaşamak bu şehrin havasını solumak ayrı bir duygu benim için.Taşını toprağını sevdiğim güzel memleketim. Osmanlıya tam 93 yıl başkentlik yapan bu şehirde nereye baksanız nereye adım atsanız her yer tarih kokuyor.Şehirler sultanı sultanlar şehri EDİRNE’M

         Başta Mimarsinın ustalık eseri mabedi  Yapısıyla Selimiye Camii bir yanda Kapılarıyla üçşerefeli Yazısıyla eski camisi Tarihe tanıklık etmiş  Eski Edirne evleri  Evleri demişken Kaleiçi tarihe tanıklık etmiş en eski semti. Köprüleri,hamamları,çarşıları hepsi birbirinden güzel Bir yanda tabyalar bir yada Osmanlı zamanında tedavide kullanılan ve günümüze sağlık müzesi olarak kazandırılan 2.Beyazıd küliyesi ve sağlık müzesi hepsi birbirinden değerli birer şaheser

       Üç kardeş Arda tunca merici unuttuğumu sanmayın onlar akıyor gürül gürül Karağac  merkezi şehirle bağlayan geçiş noktası. Protokol evi edirnenin yazın nefes alma yeri.Tabiri caizse Edienemin Kız kulesi. Burada Bir çay molası iyi gelecek gibi.Bir yanda tunca bir yanda selimiyenin görkemi ile seyre dalıyorum aynı kitap okurcasına .Zihnimde canlanıyor tarih tarihin izindeki kent . işte ben böyle tarihi kentte yaşıyorum.Yoluma ilerledikçe tarihte büyük bir önem taşıyan Lozan anıtı çıkıyor .Bu büyük mabedi gördüğümde duygulanıyorum. Her İlerlediğimde  tarihe tanıklık ediyorum Sağım solum tarih kokuyor.Karaağçtan 4 km sonra Pazarkule sınır kapısı beni karşılıyor. Burası Yunanistana sınır bir kapı .Tampon bölge sonrası yunan askerleri sizi karşılıyor. Buradan şehir merkezine dönüyorum

CLARA KONAĞININ TARİHE KAZANDIRILMASI VE GERİ DÖNÜŞÜ

4 ay öncesi…Gül Ercan  hanımla ilk konuştuğumuzda projelendirme aşamasında olan ve Kaleiçi semtinde bulunan Şehit asım okulunun tam karşısında harabe bir konak  şimdilerde anıtlar kurulunun onayı ile inşaatı başlatılarak şu an onarılmaya başlanmış Gün yüzüne çıkarılıyor.Gerçekten ilk gördüğümde nasıl toparlanacağını düşünmüştüm ancak zaman içinde Gül hanımın çalışmaları sayesinde bu konak gelecekte hotel olarak kullanılar Edirne turizmine ciddi katkılar sağlıcak.İsminin yaşatılacağını söyleyen gül ERCAN inşaatın başında emeğide çok büyük.

BU ŞEHİRDE GEZEBİLECEĞİNİZ 22 FARKLI YER       

1-SELİMİYE CAMİİ VE ÇEVRESİ

2-TARİHİ EDİRNE BELEDİYESİ BİNASI

3-ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ

4-ESKİ CAMMİ

5- ALİPAŞA BEDESTEN

6-BEDESTEN

7-SARAÇLAR CADDESİ

8-BALKAN SAVAŞ MÜZESİ

9-EDİRNE ENTOĞRAFYA MÜZESİ

10-ŞÜKRÜPAŞA ANITI

11-LOZAN ANITI

12-SIPSINDIĞI ANITI

13-KIYIK TABYALAR

14-ASKERİ MÜZE

15-PAZARKULE SINIR KAPISI

16-KAPIKULE SINIR KAPISI

17-EDİRNE KENT BELLEĞİ MÜZESİ

18-ST G. KLİSESİ

19-EDİRNE PROTOKOL EVİ

20-EKMEKÇİZADE KÜLTÜR MERKEZİ

21-SARAYİÇİ ER MEYDANI

22-2.BEYAZID KÜLİYESİ VE SAĞLIK MÜZESİ

FESTİVALLER KENTİ EDİRNE

Şehirim şendir güleryüzlü insan bulmanız doğaldır bu şehirde Mayıs ayının başından itibaren KAKAVA ŞENLİKLERİ bir çok misafirini ağırlar bu şehirde türkiyenin farklı şehrinden gelen insanlar kakava şenliğinin heyecanını yaşar canım EDİRNEM de.

Peki nedir KAKAVA ?

Türk dünyasında önemli günlerden sayılan Hızır ve İlyas peygamberlerin bir gül ağacının dibinde buluştukları inancı Hıdrellez’in, Romanlardaki yansıması Kakava, Romanlar için bir yıl boyunca sabırsızlıkla beklenen ve büyük hazırlıklar yapılarak kutlanan en önemli günlerden biri olarak kabul ediliyor.

Edirne’de baharın habercisi olarak kabul edilen Hıdrellez ve Kakava Şenlikleri 5-6 Mayıs tarihlerinde iki ayrı mekanda kutlanır; Konser, yarışma, dans gösterileri Saraçlar Caddesi’nde, diğer etkinlikler ise Kırkpınar Güreşleri’nin de düzenlendiği Sarayiçi’nde gerçekleşmektedir.
Şenlikler her iki gün de baharı karşılamaya yönelik iki özel ritüelle başlar. Bereketin artması, güzelliklerin paylaşılması arzusunu simgeleyen Kakava Ateşi’nin yakılması ve pilav ikramı 5 Mayıs’ta, Sarayiçi’nde yapılır. Arınma ve doğanın uyanışını selamlama amaçlı “Bahara Giriş” ritüeli ise 6 Mayıs sabahı saat 06.00’da, Tunca Nehri kıyısında gerçekleşir.

Etkinliklere Türkiye’deki tüm roman derneklerinin temsilcilerinin yanı sıra, yerel ve yabancı fotoğraf sanatçıları ve son yıl ki rakamlara göre yaklaşık 10 bine yakın izleyici katılmaktadır. Kakava Şenliklerine dünya-ulusal basın tarafından da yakından takip edilmektedir.

 

BANDO VE CİĞER FESTİVALİ

CİĞER TAVADA PİŞİYOR BANDO NAĞMELERİ İLE EŞLİK EDİYOR

Tarihi hava koşullarına göre netleşmektedir. Bando ve Ciğer Festivali, Edirne’nin simgelerinden biri haline gelen Tava Ciger ve Edirne Belediye Bandosu’nun dünya çapında ses getiren başarılarının ardından düzenlenmeye başladı.

Türkiye’den ve Bulgaristan, Yunanistan, Romanya başta olmak üzere diğer ülkelerden Edirne’ye gelen Bando grupları, Bando ve Ciğer Festivali’nde Edirnelilere ve Edirne’ye ziyarete gelen misafirlere gün içerisinde aralıksız müzik ziyafeti sunmaktadır.

Festivalin son gününde Saraçlar Caddesi’ne kurulan stantlarda Edirneli ciğer ustaları misafirlere yaklaşık 1 ton ücretsiz ciğer servisi yapmaktadır.

 

BİR NEY SESİ İLE GELEN ANLATILMAYACAK HUZUR

Şehir merkezinden Yıldırım Semtine doğru ilerliyorum.Burada beni 2.beyazıd küliyesi ve sağlık müzesi tüm ihtişamı ile karşılıyor.Müze kart geçerli olmadığı için bilet işlemlerinin ardından müzeye giriyorum.Hafif bir ney sesi ve su sesi gerçekten tarifini anlatamayacağım ancak yaşayarak aktaracağım bir huzur veriyor.  Bu müze, Edirne merkez Yeniimaret semtinde bulunan Sultan II.Bayezid Külliyesi Darüşşifası bünyesinde hayata geçirilmiş olup, Trakya Üniversitesi’nin, kültürel miras ve korumacılık alanında gerçekleştirdiği en büyük projelerden biridir.

     Bu projeyle, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olan Edirne’nin önemli bir eserinin yıkılıp gitmesi önlenmiş ve bu şehrin turizm hayatına önemli bir marka kazandırılmıştır.

     Trakya Üniversitesi’nin bu önemli yapılara sahip çıkmasının altında, Edirne’nin yükseköğretim ve tıp tarihine sahip çıkması yatmaktadır. Çünkü 1488 yılında hizmete giren bu külliyenin medresesi döneminin temel tıp bilimlerinin öğretildiği bir üniversite konumundaydı, hastanesi ise bu öğrencilerin uygulama yaptıkları yerdi.

     Günümüzde de hem tıp eğitimi ve uygulaması veren Trakya Üniversitesi, bundan beş yüz yıl öncesinin eğitim ve uygulama anlayışını da günümüzde yaşatarak tarihe karşı olan sorumluluğunu da ortaya koymaktadır.

      Edirne’nin Ruslar tarafından işgal edildiği Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında başlayan ve Balkan Savaşları ile zirveye ulaşan Edirne’nin kötü günleri, külliye gibi birçok yapının da sahipsiz kalmasına yol açmıştır. Cumhuriyet sonrası yaşanan ekonomik sıkıntılar ve kültürel mirasa gereken önemin verilmemesi nedeni ile yıkılıp yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan tarihimizin bu önemli yapıları, 1984 yılında Trakya Üniversitesi’ne devredilmiş ve bir restorasyon süreci sonrasında, eğitim alanları olarak kullanılmaya başlanmıştır.

     1997 yılında müzeye dönüştürülen külliyenin darüşşifa bölümü, dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden olan Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü’nü alarak önemli bir tanıtım fırsatı yakalamıştır.

     Burada 500 yıl öncesinin bir “Osmanlı bimarhanesi” (bimar:hasta, hane:ev) canlandırılmıştır. Tedavide, dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra müziğin, su sesinin, güzel kokuların ve meşguliyetin kullanıldığı bu mekanlar geçmişi zengin bir görsel anlatımla günümüze taşımaktadır.

ŞEHİR MERKEZİNDE KISA BİR MOLA      

Bu kadar tarih dolu bir gezinin ardından şimdi yemek molası verme zamanı .Alipaşa orta kapıdan ciğercilerin olduğu caddeye doğru ilerliyorum Sağım  solumciğerci dükkanları ile dolu.Zaten yemeden kokusuna aşık oluyor insan Rasgele birine oturuyorum.Hafta sonu olmasından ötürü biraz kalabalık gözümden de kaçmıyor.Ciğer istediğimi söylüyorum arkasından bir tepsi edirneye özgü tatlar masama donatılıyor.Burada adet böyle ciğerin yanına edirneye özgü tatlar misafirlere sunuluyor. Gözlemlediğim üzere geldiğim sokakta bir çok mekanda dolu. Bugün edirnemin misafiri çok.Yemeği yedikten sonra alipaşa çarşısını fotoğraf makinemle kareliyorum.

HAYDİ BRE PEHLİVAN

Buradan yolum 650 yıldır kırkpınarla özdeşleşmiş Sarayiçi ER MEYDANI na doğru gidiyor.Burada beni Kırkpınar pehlivanlarının büstleri karşılıyor.Her yıl temmuz ayında yapılan ve türkiyenin yanı sıra yabancı ülkelerden gelen misafirlerini ağırlayan bu mabed görülmeye değer doğrusu.

Yağlı güreşlerin tarihi 4500 yıldan öncesine uzanmaktadır. Bulunan en eski kanıtlar M.Ö. 2650 yılına aittir. Antik Mısır‘a ve Asur Krallığı‘na ait buluntular yaklaşık olarak aynı döneme aittir.

Efsaneye göre 1346 yılında Orhan Gazi‘nin Rumeli‘yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, büyük oğlu Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar‘a ait Domuzhisar’ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan‘ın topraklarında kalan Samona’da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.

Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.

Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “Kırkpınar” adını verirler.

  1. Murat, Edirne’nin alınmasından sonra Edirne’de güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böyle de her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiştir.

Bir başka iddiaya göre ise Kırpınar Güreşleri’nin tarihçesi çok daha öncesine dayanır. M. Atıf Kahraman’ın aktardığına göre Sarı Saltuk Bizans’ın ve Bulgarların içinde bulunduğu karmaşadan yararlanarak 1261’de Edirne’yi de Bulgarlardan aldı. Sarı Saltuk 40 yıl Edirne’de kaldıktan sonra Dobruca’ya gitmek zorunda kaldı ve burada vefat etti. Bunun üzerine Bizans hükümdarı Andronikos, oğlunu Edirne’ye vali yaptı. Bu iddiaya göre kendisi de bir pehlivan olan Sarı Saltuk Osmanlılardan önce Kırkpınar Güreşleri’ni ilk düzenleyen kişidir.

Osmanlı döneminde Kırkpınar Panayırı

Osmanlı Devleti döneminde yapılan Kırkpınar Panayırı, bazı yönleriyle Rumeli’nin diğer yerlerinde yapılan panayırların aynısıydı. Burada da çoğunlukla hayvan ve çeşitli eşyaların alış verişi yapılır. Kırkpınar’ı diğerlerinden ayrıcalığı, güreş, at yarışı, yaya koşusu gibi sportif faaliyetler “Ağa” tarafından düzenlenerek daha değerli ödüller verilmesidir.

Panayırın süresi 4 gündür.

Güreşlerin yapıldığı yer

Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı Topçu Ali Ağa’nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio’lu Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu’nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar çeşmesidir.

Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir.

Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır

Kırkpınar yağlı güreşlerinin öğeleri

     Kıspet

Yağlı güreşe çıkan her pehlivanın güreş malzemesinin başında kıspet gelir. Mandadana veya malak derisinden yapılan kıspetin bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalın olur. Beli sarması için kalın bir ip geçirilen bu kısma kasnak denir.

Kıspetin diz kapağının altına gelen yere paça denir. Paça ile etin arasında paçabent denilen keçe konur. Deri kısım keçenin üzerine çekilir ve üzeri sicimle sıkıca bağlanır.

Sıkı bağlanmayan paçadan içeri giren parmaklar sayesinde oyun almak kolaylaşır. Güreşten sonra yağlanan kıspet zembil’e konularak saklanır.

    Zembil

Kıspet, zembil adı verilen ve sazdan yapılan bir torbada taşınır ve saklanır. Güreşi bırakan pehlivan, zembilini duvara asmasından belli olur.

Yağ

Güreşçiler, kavranmaları güç olsun diye yağlanırlar. Pehlivanlar, güreş meydanının uygun bir yerinde yağ ve su ile doldurulmuş kazanların etrafında yağlanırlar. Pehlivanlar önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kıspete yağ sürerler. Daha sonra sol el ile aynı işlemi tekrarlarlar.

Güreşçiler bu arada birbirlerinin sırtlarını da yağlarlar. Güreş başladıktan sonra pehlivanlar çayırda dolaşan yağcılardan diledikleri zaman yağ ve su alabilirler.

      Davul ve zurna

Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.

Peşrev[

Güreşin başlangıcı ve güreşe hazırlıktır. Ahenkli ve mevzulu bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrevle, kaslarını, nefsini, kalbini ve beynini başlayacak olan güreşe hazırlar. Güreşmek üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere,dize,dudağa ve alına üç defa değdirilir. Bu merasim bittikten sonra sıçrayarak “Hadi bre” pehlivan diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur.

Cazgır[

Yağlı güreşlerdeki tüm pehlivanları seyircilere tanıtan, onları güreşe başlatan kişidir. “Salavatçı”da denilen Cazgır, hakem heyetinin ya da kura ile eşleştirilen pehlivanların adlarını, sanlarını, güreş oyunlarındaki hünerlerini uygun mısra ve dualarla tanıtır. Bu dua yörelere göre değişir. Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Ünlü cazgırlar arasında, Edirne Ayşekadın Camii imamı Sadık Hoca (Atılgan), Şirin Mustafa sayılabilir. Güreşlerin başlangıcının ilk günü olan Cuma günü, tüm güreşçiler pehlivanlar mezarlığını ziyaret ettikten sonra, Selimiye Camiinde okutulan Mevlütün ardından Sarayiçi’ne gidilerek, küçük boylardan itibaren cazgırın duası ile güreşleri başlatırlar.

Güreş ağası[

Yağlı güreşin ilk zamanlarında birkaç eski pehlivan köy ağaları veya güreşlerden anlayan birkaç kişi kurallara aykırı iş yapılmasın diye güreş meydanının bir köşesine oturur güreşleri kontrol ederlerdi. Bugün ise kuralları uygulayan hakem heyetleri oluşturulmuştur.

Kırkpınar Ağası

Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi… Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük birçoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır.

Altın kemer

Kırkpınar başpehlivanına verilen, Kırkpınar’ın en büyük ödülüdür. Kırkpınar’da başpehlivan olan güreşçi 1 yıl süreyle altın kemerin sahibi olur. Ancak aralıksız üç yıl arka arkaya başpehlivan olan güreşçi altın kemerin sürekli sahibi olur. Zamanımızda Altın Kemer’ler Belediyelerce yaptırılmaktadır.

Kırmızı dipli mum

Kırkpınar’ın davet simgesi “Kırmızı Dipli Mum”dur. Eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere “Kırmızı Dipli Mum”lar asılarak, oradaki halk Kırkpınar’a davet edilirdi. Diğer bir deyişle davet için sadece “Kırmızı Dipli Mum” kullanılırdı.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s