Kakavanın Gökkuşağı Rengi Bursa Ekibi Edirneyi edirnellileri costurdu

 

kakava

Bir edirneli olarak kakava şenliklerini takip eden biri olarak bu yıl ki kakava şenliklerindeki eksikliklerimizi görerek  bunlardan da ders çıkararak  nasıl daha  iyi festivaller yapılabileceğini sorularını aramalıyız  bu yı Kakava Şenlikleri için  inanılmaz bir talep ve yoğunlukla karşılaşan edirne esnafının  doğru söylemek gerekirse biraz zorlandığını ve bocaladığını gördüm bir süredir görmek istediği yoğunluğa şahit olduk  son 2 günden beri.Ancak  birkaç konuda birkaç soruyu kendimize sormak durumundayız ?

Edirne son zamanlarda görmek istediği fakat duraksayıp bocaladığı  bir organizasyona ev sahipliğini yaptı. Gelen misafir her daim başımızın tacıdır.Ancak bu kadar kalabalık bir organizasyona ev sahipliği  yapabileceği  konaklama yerleri  yeterli mi buna bağlamda hizmet sektöründe  yeme içme  sektöründe  faaliyet gösterebilecek misafirlerini  daha iyi ağırlıyabilecek kapasiteye sahip tesislere ihtiyacı var mı ?

 

Gelen misafirlerin özellikle uzak mesafedeki hotellerden şehir merkezine  ulaşımının  daha kolay entegre edilmesi için daha fazla neler yapılmalı ? sorular soruları kovalarken sanırım biz bu sorunlar içinde biraz boğuşacağız

 

Ancak  bu soruları  kendi içimizde  kökünden çözmemiz gerekiyor.bence bu sorular çoğaltılıp cevapları bir daha ki organizasyon olan 656. Tarihi Kırkpınar Güreşlerine kadar çözümlenmesi gerekiyor.Edirne esnafı  misafirlerimizi daha iyi nasıl ağırlamalıyız diye düşünmeliler .

BER_8211.JPG

Cuma akşamı kırkpınar er meydanına misafirlerimi karşılamaya ve eğlencenin başlangıcına gitmek istiyorum Edirneye bir çok ilden bir çok grup geldi .Otapark olarak kullanılan alan gelen misafirlerin otobüsleriyle doluydu Tahminen 500-1000 arası otobüs şehirimize kakava için gelmişti. Bundan 20 gün önce Hürriyet Gazetesinin yazarlarının Edirneyi keşfet projesi doğrultusunda şehirimize geldiğini hatırlatalım.Bu kadar büyük bir talebin   etkisininde olduğunu düşünüyorum ancak birgrupvardı ki 5 mayıs akşamı saraçlardan zindan altına doğru inen bu yolda Edirnelileri kendinden geçirip mest etti.Bursadan gelen misafirleriyle muhteşem bir eğlenceye tanıklık eden edirne gerçekten belkide unutulmaz anlara tanıklık  etti.

Kakava için bursadan gelen gökkuşağın yedi rengini anımsatan elbiseleriyle fark yaratan BURSA EKİBİ  Zindanaltı meyhanesinde unutulamayacak bir eğlencenin ev sahibiydi.Kendi getirdikleri enstrümanları ile şarkılar söyleyip coşup coşturan  grup edirneyi tek kelimeyle coşturdu..Üstelik elbiseleri bile bu organizasyon için özel dikilmiş yada alınmıştı.Pembe mi istersiniz yoksa kırmızı mı yoksa parlement mavisi mi rengin önemi yoktu aslında elbiseleri ve dansları ile edirnemize bir gecede olsa renk katmışlardı.Cidden bursadan kalkıp onca yolu bu organizasyon için aşan bursa grubunu kutluyorum

   KAKAVA VE EDİRNE

    kakava

 

Her yıl mayıs ayında düzenlenen baharın müjdecisi hıdıralez (kakava ) şenliklerinin başlamasına az bir süre kala heyecan dorukta.Bir çok hotel ve işletme resturant 5-6 mayıs 2017 günleri yapılacak hıdıralez için programlar yapıp gelecek misafirlerini ağırlama telaşında

 

Her zamankinden biraz daha fazla turist beklenen hıdıralez şenlikleri için edirnedeki hoteller yerlerini doldurmuş çevre illerde yer alan hotellere de rezervasyon yapılmış durumda

 

Türkiyedeki bir çok acenta ve tur şirketi hıdıralez için turlar düzenliyecek.Kısacası Edirne şenlenecek canlanacak ve haraketlenecek

 

EKONOMİYE BÜYÜK KATKI

 

Turist yoğunluğunun had saffada yaşanacağı tahmin edilen  5-6 mayıs günleri Edirne için beklide tarihi anlara tanıklık edecek .gelecek misafirler Türkiyenin çeşitli yerlerinden gelip ayrı coğrafya kültür ile bir mozaik oluşturacak .Şehir dışından gelecek misafirlerimiz için işletmeler tedariklerini de sağlamış durumda .

 

Son zamanlarda Edirne turizm potansiyeli için atılan olumlu adımlar Hürriyet gazetesinin yazarlarının Edirne’yi keşfet projesi ile bir kez daha pekişmiş durumda.Edirne Turizminde beklenen turist artışı tarih kültür kenti mimasınanın eseri Selimiye camii ile bütünleşti.Hürriyet gazetesi yazarlarınında  hayran kaldığı tarihi kent Edirne köşelerine taşıyıp duygu ve düşüncelerini okuyucuları ile paylaştı Edirne  Hem tarih ,Hem kültür hem de sosyal alanda Türkiyenin gözbebeği durumuna geldi. Bu edirnenin tanıtımına da olumlu katkı sağladı.

 

ATEŞ CUMA GECESİ SARAYİÇİNDE

 

Hıdralez öncesi kakava ateşi Cuma akşamı sarayiçinde yakılacak.Roman kültürü ile bütünleşen kakava ateşi için toplanılacak Romanlar gösterileri ile renk katacağı geceye kakava ateşi görkemi ile damgasını vuracak.

 

Baharın müjdecisi kabul edilen hıdralez roman vatandaşlarımızın oluşturduğu grubun katıldığı  ve gelen misafirlerinde bu eğlenceye katıldığı bir kültür aslında

Edirne Belediyesi de hıdıralez çerçevesinde bir çok farklı noktada çeşitli eğlenceler düzenleyecek

 

6 mayıs sabahı edirneye gelen misafirler kendilerini sabahın ilk saatleri ile birlikte Meriç nehirinde dilek tutmak için bulacak.Asıl eğlencenin de adresi asıl burası gökkuşağının yedi rengi romanların elbiseleri ile hayat bulacak.

 

BİR KAPADOKYA MUCİZESİ

BER_6866.JPG

 

Zaman su gibi akıp geçiyor ne yazık ki…Yüksel Yeşil ilk öğretim okulu bende her daim ayrı bir yeri ve önemi olmuştur. En güzel zamanlarımı arkadaşlıklarımı orada kazandım diyebilirim. Üstelik öğretmenlerimiz de şeker gibi insanlardı. İnsan mazinin kıymetini gün geçtikçe daha iyi anlıyor ve özlüyor. Yine uzun bir süreden sonra okulun kapısındayım.Bu sefer Murat bulut hocam nezlinde düzenlenen İç Anadolu-kapadokya-konya gezisine katılacağım.Gerçekten uzun süre sonra okuluma gelip geziye katılmak beni fazlasıyla heyecanlandırmıştı.

 

İç Anadolu-kapadokya-konya gezisine öğrenciler ve velileri katılacaktı.21-24 nisan 2017 tarihlerinde düzenlenecek bu gezide kim bilir bizleri hangi süprizler bekliyordu?

 

İşte bu yazımda sizlere  Yüksel Yeşil ilköğretim okulu  ile gittiğim İç Anadolu gezisini kaleme alacağım.

 

 

BER_6908.JPGGELECEĞİN TEMİNATI GENÇLER ATANIN HUZURUNDA

 

Sabah 08.30 da ankaraya vardık. 09.00 da Anıttepede bulunan ANITKABİRE gittik.23 nisan öncesi gerçekten çok kalabalıktı.Diğer şehirlerden de okullardan da gelenler vardı.Atamızın mozalesini gezdikten sonra anıtkabir müzesini gezdik.Okul gezisi olduğu için bu gezi daha da önemli bir geziydi.Saat 12 gibi ankaradan ayrıldık.

BER_7191.JPG

ANKARADAN KAPADOKYA YA YOLCULUK

 

Yolumuz gerçekten uzundu.Ankara Niğde Nevşehir üzerinden akşamüstü saat 18.30 gibi avanosa ulaştık.Hotele yerleştik.Yemeğimizin ardından türk gecesinin yapılacağı yemeni resturanta geçtik. Gerçekten çok özel bir eğlence bizleri bekliyordu.Ülkemizin yedi farklı bölgesinin mozaği halk oyunları burada sergileniyordu.Önce sema gösterisi ile başlayan gece Trakya kına,ege efeleri,karedeniz içanadolu ve güneydoğu anadoludan sergilenen oyunlar ile Türkiyemin büyük bir mozağini andırıyordu.Gerçekten izlemeye doyamadık.

 

 

 

BER_7159.JPG

BİR MUCİZE KAPADOKYA

 

Kapadokya bölgesi doğa ve tarihin dünyada en güzel bütünleştiği yerdir. Coğrafik olaylar Peribacaları’nı oluştururken tarihi süreçte insanlar da bu peribacalarının içlerine ev kilise oymuş bunları fresklerle süsleyerek binlerce yıllık yaşlı medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır.

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitablık ‘Geographika’ adlı kitabında (Anadolu XIIXIIIXIV) Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları batıda Aksaray doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir.

Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir Aksaray Niğde Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Üçhisar Ürgüp Avanos Göreme Derinkuyu Kaymaklı Ihlara ve çevresinden ibarettir

BER_7230.JPG

GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ

 

Rehberimiz eren hanım eşliğinde ilk durağımız göreme açık hava müzesi burası görülmeye değer doğrusu. Göreme Açıkhava Müzesi, M.S. IV. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatına ev sahipliği eden bir kaya yerleşim yeri.

Bir vadi oluşturan alanda, kaya blokların içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları oyulmuş.

Göreme Vadisi, manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul ediliyor, aynı eğitim sistemi daha geç tarihlerde Soğanlı, Ihlara, Açıksaray’da da görülmüş.

Kiliselerde Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kullanılan geometrik süslemeler ortaya çıkarılan ilk boya katmanlarında görülebilirken, daha sonraki tarihlerde yapılan freskler İncil ve Hz. İsa’nın hayatından sahneleri betimliyor.

Göreme Açık Hava Müzesi’nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise gezilebiliyor.

Göreme Açıkhava Müzesi 6 Aralık 1985 tarihinden bu yana doğal ve kültürel varlık olarak UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. 

 

OTANTİK BİR MEKAN URANOS’TA ÖĞLE YEMEĞİ

 

Artık karnımız acıkmıştı yemek yeme vakti gelmişti ürgüpte otantik bir mekan uranos adlı bir resturantta öğle yemeği yedik.Burası Kapadokya bölgesine gelen misafirlerin uğrak bir noktası Gerçekten menüsü de  çok doyurucu ve uygun (çorba+kurufasulye +testikebabı+pilav+tatlı)şeklinde sunulan menü kanun ve ud eşliğinde gelen misafirlerine sunuluyor

 

Ürgüpte  ÜÇ GÜZELLERİN BÜYÜSÜ

 

Yolumuz Ürgüp e  doğru gidiyor burada ÜÇGÜZELLER in büyüsüne kapılıyoruz Tarihin kalıntıları burada da mevcut. Üç Güzeller, Kapadokyanın iki büyük bir küçük peri bacalarından oluşan bir oluşum  Her yıl milyonlarca turisttin uğrak yeri haline gelmiş ören yerlerinden yalnızca biri  Ziyaret ettiğim bölgede en çok fotoğrafı çektiğim peribacaları olan üç güzeller, Ürgüp karayolu üzerinde, ilçe merkezine beş dakikalık mesafede bulunan seyir tepesinde yer alıyor.

Peribacaları, yumuşak dokulu  bir arazide vadi yamaçlarından inen sel suları ve rüzgârın tüfü aşındırması fakat daha sert tabakaların aşınmadan ayakta kalmasıyla oluşuyor. Altının oyulmasıyla daha sert olan kayanın şapka gibi kaldığı bu yeryüzü şekillerine ise şapkalı peribacası deniyor. Şapkalı peribacalarının gövdeleri koni şeklinde, işte üç güzeller de bu şapkalı oluşumların en güzel örneği.

Farklı türleri bulunan peribacalarından Kapadokya  bölgesinde yer alan tipleri arasında şapkalı, konili, sütunlu, sivri kayalı ve mantar biçimli olanları var. Görüntüsüyle büyüleyen peri bacaları, grimsi-beyaz ile kızıl renkte olabiliyor. Bu doğa harikası oluşumlar AvanosÜrgüp ve Üçhisar üçgeninde, Kayseri’deki Soğanlı Vadisinde ve Nevşehir Çat Kasabası dolaylarında bulunuyor.

 

UCHİSAR-ORTAHİSAR KALELERİNİN ZERAFETİ

 

ÜÇHİSAR KALESİ Kapadokyanın zirvesi konumunda 1950 yıllara kadar insanlar kale içine oyulmuş odalarda hayat sürmüş.Bölgeye hakim noktalarda bulunduğu için stratejik öneme sahip bir yer.Erciyes dağının da izlenebildiği tek nokta konumunda .

Hasan ve Erciyes dağlarının izlenebildiği tek nokta konumundaki nokta olan kale gün batımı ile birlikte ziyaretçi akınına uğrar. Kalenin bulunduğu Uçhisar kasabası da Uçhisar kalesinin eteklerinden itibaren kalenin etrafında kurulmuş. Kalenin etrafındaki manzaraya hakim noktalarda lüks butik oteller bulunuyor. Genellikle tümü harabe haline gelmiş eski evlerin restore edilmesiyle hayata geçiriliyor. Yukarıdaki fotoğrafı daha önceki bir zamanda güvercinlik vadisi tarafından çekmiştim. Bu yazımda asıl amacım kalenin içinin görünümü göstermek olduğu için gün batımına yakın bir zamanda Erdem’le birlikte kaleyi ziyaret ettik. Kale girişinde ücret alınıyor ve kalenin işletmesi Belediye’ye ait olduğu için Müze Kart’da geçerli değil ama kapıda ödenen 3 YTL’ye kesinlikle değiyor.Kaleye girişte böyle bir alandan geçiliyor.

 

Aslında kalenin iç kısımlarında birçok tünel ve oda var ama geziye açık değil. Buradan geçtikten sonra dış bölümden merdivenlerle kalenin zirvesine kadar çıkabiliyorsunuz.

merdivenleri yavaş yavaş tırmandıkça vadilerin olağanüstü görüntüsü kendini göstermeye başlıyor. Günbatımı sırasında güneşin yaydığı gözalıcı renklerle boyanan vadilerin müthiş bir manzarası oluyor ama şansımıza bugün hava bulutlu.Kalenin geziye açık bölümü güzel yapılmış. Zirveye kadar merdivenler var ve hiç bir noktada atlayıp zıplamak gerekmiyor. Aslında yukarı kadar bayağı bir basamak çıkıyorsunuz bu hiç yorucu değil. Müthiş manzara nedeniyle sürekli durakladığınız ve bütün dikkatinizi bu güzelliğe verdiğiniz için bunun hiç farkına varmıyorsunuz.üçhisar Kasabası’nın görüntüsü yukarıdan böyle. Eskiden kale içlerinde ve eteklerinde yaşayanlar erozyon etkisiyle kalede yıkıntılar oluşması nedeniyle sonradan kalenin güneyinde bulunan bu düzlük alana taşınmışlar. Uçhisar Kaleye yakınlığı, bölgenin en güzel vadilerinin bulunması ve çevrede birçok lüks butik otel yapılması nedeniyle özellikle zengin turistler tarafından tercih önemli bir turizm merkezi.

 

BİR YER ALTI ŞEHİRİ:DERİNKUYU

 

Bugün gezimizin 3.günü Hırıstiyanların kendilerini korumak ve yaşamını sağladığı DERİNKUYU ya geldik.Katmanlar halinde bulunan ve 8 kattan oluşan Derinkuyu gerçekten görülmeye değer.Buraya gelmişken tarihinden bahsetmek gerekirse


Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumu sayesinde inşa edilmiş sekiz katlı Derinkuyu Yeraltı Şehri, büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlardan oluşuyor. Bölgede bulunan bir diğer örnek olan Kaymaklı Yeraltı Şehri’nden farklı olarak Derinkuyu’da bir misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ilgi çekici bir kuyu da bulunuyor.

Derinkuyu’nun ilk yerlileri Asur kolonilerine kadar uzanıyor. II. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan ilk Hıristiyanlar Antakya ve Kayseri üzerinden Kapadokya’ya gelerek buraya yerleşmişler. Bölgedeki yeraltı şehirlerini kuran ilk Hıristiyanlar, girişleri kolayca fark edilemeyecek şekilde yapılmış bu şehirlerde saklanarak Romalı askerlerin zulmünden kurtulabilmişler. Yeraltı şehirlerinde uzun süre dışarı çıkmadan yaşamak zorunda kalabilecekleri için erzak depoları, havalandırma bacaları, şarap imalathaneleri, kiliseler, manastırlar, su kuyuları, tuvaletler ve toplantı odaları yaparak alanlarını genişletmişler. Birbirine bağlı odalardan oluşan bu şehirlerde bazı odalar ancak bir insanın geçebileceği kadar dar tünellerle birbirine bağlanıyor. Tünellerin giriş çıkışlarında güvenlik nedeniyle tüneli kapatmak için kullanılan büyük taş silindirler var.

 

AKSARAY DAN IHLARA VADİSİNE BİR KEŞİF

 

Melendiz çayının aşındırılmasıyla oluşan 150 m. Uzunluğunda uzun bir kanyona gelmiş bulunmaktayız.Merdivenler dik olduğu için inmek biraz zor o yüzden aracımızla panoromik bir gezi ardından vadiye varıyoruz.Fotoğraf molamız yarım saat o yüzden çok fazla zaman kaybetmeden önce çaylarımızı yudumluyoruz daha sonra çekimlere başlıyorum. Kadrajımda koca bir vadi ve melendiz çayı gelinmesi görünmesi gereken bir yer.

 

İSTİKAMET KONYA

Artık Konya ya gitme vakti .2 saatlik bir yolculuğun ardından Türkiyenin yüzölçümü olarak en büyük iline gelmiş bulunmaktayız.Kadrajımıza Mevlana müzesi takılmış durumda görkemi gerçekten şahane .Buraya ilk kez gelmiyorum aslında o yüzden yabancılıkta çekmiyorum daha önce aralık ayında yapılan Şeb-i Aruz törenleri içinde gelmiştim gerçekten Konya görmeyeli baya gelişmiş.Biraz gezdikten sonra  Mevlana müzesi ve camiinin gölgesinde bir resturanta oturup Bamya çorbası ve etli ekmeğimizi yiyoruz. Daha sonra akşehire haraket ediyoruz

 

NASRETTİN HOCA DİYARI AKŞEHİR

 

Son durağımız Konya ya 150 km uzaklıktaki Nasrettin Hoca Diyarı Akşehir Gezimizi sonlandırırken Akşehir merkezde bulunan Nasrettin hoca mezarını ziyaret ederek sonlandırıyoruz.Akşehir demişken Nasrettin hocadan da bahsedelim

 

Nasrettin Hoca, 1200’lü yıllarda Konya yakınlarındaki Akşehir’de yaşadığına inanılan mizahi bir figürdür. Komik hikayeleri, anektodları, özlü sözleri ve fıkralarıyla hatırlanan Nasreddin Hoca aynı zamanda felsefi kişiliği de olan bir bilgedir.

Osmanlı’nın hakim olduğu coğrafyanın büyük kısmında bilinen Nasrettin Hoca, bir çok ulus tarafından da sahiplenilmektedir.

Her sene 5-10 Temmuz tarihlerinde Akşehir’de Nasrettin Hoca adına bir festival düzenlenir.

Eskişehir Sivrihisar’da doğduğu, daha sonra Akşehir’e yerleştiği rivayet edilir. 1275-76 veya 1285-86 yılları civarında Akşehir’de vefat ettiği, kabri olduğu tahmin edilen ve daha sonra da kabir olarak düzenlenmiş mezarı da burada bulunmaktadır.

Afgan’lardan İranlılar’a, Özbek’lerden Araplar’a kadar pek çok halk tarafından sahiplenilen Nasrettin Hoca, Hoca, Molla, Hacı, Efendi gibi lakaplarla anılır.

Orta Asya’da Efendi lakabıyla bilinen Nasrettin Hoca’nın Özbek, Azeri veya Uygur kökenli olduğu düşünülmektedir.

Evrensel ve zaman tanımaz fıkra ve hikayeleriyle Nasrettin hoca insan ilişkilerine yaptığı mizahi vurgularla yalnızca Türk değil dünya edebiyat tarihinin önemli bir figürü olup 1996-1997 yılları UNESCO tarafından Uluslararası Nasretti Hoca yılı ilan edilmiştir.

 

TAVA CİĞERİN YOL HİKAYESİ

 

ciğerEdirne sokakları.Bu yazımda sizlere her tarafı buram buram enfes kokan,her köşesinde kızgın yağ ile özel tavalarda pişirilen ayrılmaz ikili  tava ciğer ve biberin hikayesinden bahsedeceğim.Ancak yazıma başlamadan önce sizleri suyun öteki yanında bulunan bir semt karaağaca götürmek istiyorum.Karaağaç merkeze 4 km uzaklıkta şirin bir semt Meriç ve tunca nehirlerini tarihi köprülerle aşıp Arnavut taşlarını takiben bu semte ulaşıyorsunuz.Gerçekten son derece şirin tarihi evlerin bulunduğu Trakya üniversitesi Lozan anıtı ve Tarihi tren otantik cafeleri ile şirin bir semt.Halkın geçim kaynağı çoğunlukla tarım bu yüzden karaağaca ulaşmadan bir çok bahçe görebilirsiniz

 

PEKİ NE YETİŞİYOR BU BAHÇELERDE ?

 

        Halkın çoğunluğu tarım ve bahçe işi ile uğraştığı için yerli domates,patlıcan ayşekadın fasulye ve konumuz biber bu bahçelerde yetişiyor.Edirnede 45 tava ciğer dükkanı var ve yıllık 400-500 ton biber bu bahçelerden sağlanmakta.

 

         GELELİM TAVA CİĞER  BİBER KARDEŞLİĞİNE

 

Tava ciğer &Biber kardeşliği herkesi imrendirecek cinsten Birisi olmazsa sofranın ne tadı olur ne de tuzu. Ne tava ciğersiz bir sofra ne de bir tava ciğer tabağı ikisi birbirini tamamlıyor zaten.Bir de yanına ayran geldimi o deymeğin keyfine. Sofra şenleniyor aynı çocuklar gibi.Hiçbir ikiliden keyif alamıyor ağız tadını bilenler.Tabi ki her yerde aynı tadı almakta mümkün olmuyor maalesef yolumuza devam ettikçe bir sıra gözümüze çarpıyor.Kuyruk almış başını gidiyor.Acaba ne sırası diye yaklaştığımızda biz dışardan geldik tava ciğer yemek için diyor sırada bekleyen.Demek ki bu kardeşleri çok sevenler var ülkemizde.

 

SELİMİYE GÖLGESİNDE LEZİZ BİR TAD   :BAHRİ BEY

Selimiye Gölgesinde muhteşem bir tad’a hayran kalıyor her edirneye gelen.Biraz konuyu genişleterek açalım.Tam bir edirne gönüllüsü ve sevdaslısı olan Bahri dinar Gelen misafirlerini güleryüzle karşılıyor.Edirne sevdasını gelen müşterilerine aşılıyor.Kendisi Edirne’yi Tanıtma ve Tava Ciğer’i Kalite Koruma Derneğini Kurdu. Halen Başkanlığını yürütüyor.Hayatıma ve bana çok şey kattı” dediği İzmir Enternasyonal Fuarında Meşhur Akasyalar Gazinosu’nda yıllarca Şef Garson olarak zamanın büyük sanatçıları; Muazzez Abacı, Orhan Gencabay, Bülent Ersoy ve Ajda Pekkan gibi ünlülere servis yaptı…Bu yıllarda kış sezonlarında İstanbul’un ünlü gazinoları ‘ÇAKIL’ ve ‘GAR’da çalıştı.

Artık vakti geldi dedi ve 2013 yılının Mart ayında kendi işyerini açtı…Ve bu tarihten günümüze misafirlerini sevgi ile karşılıyor.Almanya’dan Japonya’ya, Amerika’dan Fransa’ya birçok Ulusal ve Uluslar Arası Televizyon kanallarında yaklaşık 500 kez Edirne’yi ve Edirne Tava Ciğerini tanıtım Programı yaptı.Edirne’ye gelen, onlarca medyatik ve önemli şahsiyete, düzenlediği programlarda Edirne’yi tanıtan ve Edirne ile özdeşmiş küçük hediyeler ve plaketler verdi.Mesleğinde söz sahibi olduğu günden bu yana yılmadan, usanmadan tanıdığı herkese Edirne’yi ve Edirne’nin değerlerini anlatıyor.

 

 

 

        EDİRNE LEZETLERİNDEN EDİRNE TANITIMINA TAM DESTEK

 

Son dönemlerde garnatür tabağı Edirne Lezetleride eklenince tabak aynen edirnenin mozaği haline geldi.Neler yoktu ki bu sofrada Edirne ciğerinin yanında sunulan acı bibere ekstra Edirne peyniri,yoğurdu,tarladan toplanılan domates ,biberden çekimiş acı sos gelen misafirlere ikram ediliyor

 

      

 

EDİRNE BELEDİYESİNDEN TAVA CİĞERE TAM DESTEK

 

Edirne Belediyesi Festivalleri kapsamında her yıl mayıs ayında Ciğer ve bando festivali Edirne saraçlar caddesinde yapmakta.Yabancı ülkelerin bando ve müzik grupları bu festivale davet edilmektedir. Her festivalin sonunda bedava ciğer dağıtılmakta .Ulusal basınında ilgi gösterdiği bu festival yoğun ilgi görmektedir.  

 

 OKULLARA DERS ,DİLLERDE ŞARKI,GAZETELERDE VE TV LERDE HABER OLDU

 

Edirnenin meşhur tava ciğeri Meslek Liseleri ve aşçılık bölümünde uygulamalı ders olarak okutulmakta.Öğrencilere tava ciğerin püf noktaları ve pişirilme teknikleri öğretilmekte. Ayrıca bir Edirne gönüllüsü Beyazıd Sansı tarafından hicaz makamında bir eser bestelendi. Ayrıca bir çok kez yerel ve ulusal basında tava ciğer ile ilgili haberler çıktı.Edirne yi tanıtma derneği tarafından tava ciğer ulusal basında tanıtıldı.   

BİR EDİRNELİ OLARAK EDİRNE’Yİ KEŞFETMEK (2)

saros-korfezi-2

Suların kenti demiştik ya hani dört bir koldan…

Denizin maviliğinde kaybolduğumuz bir akşam

Mehtaba daldık sarosun eşsiz güzelliği ile

Rıhtımda gün batımı ve renklerin ayrı  güzelliği

Ya diğer güzelliklerine ne demeli

ibricesi uzun kumu ayrı bir cennet

Ve daha nice güzellikleri…

YOLUM MECİDİYE’YE DÜŞTÜ…

 

Bugün günlerden Pazar haftasonunu değerlendirmenin tam sırası havsa üzerinden uzunköprüye varıyorum.Yol üstünde bulunan bir cafeye çay molası mola zamanı.Çayları yudumladıktan biraz dinlendikten sonra Keşan üzerinden yazlığımızın bulunduğu Mecidiye ye varıyoruz.Buranın benim için ayrı bir önemi ve değeri var neredeyse çocukluğumun ve gençliğimin yaz dönemlerinin geçtiği yer.Eskiden yollarda bir tane elektrik lambası olmayıp el feneriyle yolumuzu buldumuz geçmiş dönemlerde  2-3 ev bulunurken  şuan  küçük bir mahalleyi andıran hatta sağımızın  ve  solumuzun ev ve baraka dolduğu bir dönemde yaşıyoruz.Kısacası özet geçersek Arsasını alan barakasını kondurmuş vaziyette.Çoğu zaman yaz dönemlerini burada geçirirdik geçmiş zaman olur ki dostuklarımız arkadaşlarımız bakiydi.Ama şuan yaz dönemine girmediğimiz için  kimsenin olmayışı üzücüydü.Yan tarafımızda bulunan motel ve bir çok ev bile kış dönemi şartlarından zarar görmüş durunda Bu kış dönemi Çok çetin bir kış dönemi geçmiş ve  ardından evimizde küçük zararlar  oluşmuştu. Evimizi temizlendikten sonra istikamet önce erikli oldu.Erikli mecidiye beldesine sadece 2 km uzaklıktaydı.Gözlemlediğim kadarı ile burayada evlerini temizlemek için gelenlerin haricinde kimse yoktu.Birde siz erikliyi yazın görün.

 

ŞİMDİ YEMEK ZAMANI…

 

Erikliden 4 km sonra mecidiye sahilini takiben köyüne varıyoruz.Köyün içerisinde Sözbir denen bir resturanta öğle yemeği için oturuyoruz.Av yasağı ile birlikte balık bolluğunun olmadığını gözlemledim. Resturant köy merkezinde yer alan bir yer di.Sahibi zaten tanıdıktı. Balıkları da her zaman ki gibi taze. Dolabında mezgit,hamsi,istavrit ve niceleri… Neyse biz balıkları seçtik masaya oturduk ortaya bir porsiyon kalamar ve salata söyledik buranın havası yorgunluğa iyi geldi açıkçası.Yemeğimizi yedikten sonra yola devam ederken yol sağ tarafında bir sapak İtalyan koyuna doğru gidiyor.Burası bence gizli bir cennet.

 

BİR BAŞKA CENNET İBRİCE LİMANI ,UZUN KUM

 

Yemeğimizi yedikten sonra ibrice liman sapağına girerek arabamız  ile ilerliyoruz.Daha önce burada taş ocaklarının varlığı dolayısıyla ağır tonajlı kamyonların yolu kullanıyorlardı  engebeli ve virajlı bir yol bizleri bekliyordu.Biraz ilerledikten sonra limana ulaştık.Burada bizleri bir liman limanda bekleyen tıkalar ve balık resturantları bekliyordu. Burasının bir farklı özelliğide KIŞ DÖNEMLERİNDE Tekirdağ,İstanbuldan gelen dalışseverlere ev sahipliği yapmasıydı.

 

UZUNKUM(İTALYAN KOYU)

 

1700 metre uzunluğunda, 200 dönüm arazi üzerinde yer alan Uzunkum koyunun sağ tarafı meşelik, çadır kurma, kamp yeri. Buraya aynı zamanda İtalyan Koyu, Kale de deniyor. Hiç kazı çalışması yapılmamış Bizans dönemi kalıntılar bulunuyor. Sol taraf ise 200 metrelik “Deniz Arası” denilen bir başka doğal koy. Sahilin Mecidiye Beldesine uzaklığı sadece 3 km. Araçlarına binip gelenler sahil boyunca araçları park ediyor, kaldıkları süre içinde araçlarını beraberlerinde getirdikleri için, araçlar ev gibi de kullanılıyor. Tesis bulunmayan doğanın bakirliğine âşık olanlar, temiz deniz ve Kaz Dağlarından kopup, Edremit Körfezi’nden dönüp gelen temiz havanın tadını pırıl pırıl kumlarda yaz boyunca, hatta yıl boyunca doyasıya çıkarıyorlar. Aslında hangi mevsim giderseniz gidin yörede mutlaka birkaç dalgıç, amatör balıkadam görebiliyorsunuz. Keşan Mecidiye Beldesi belediye hizmeti olarak tuvalet, duş, soyunma kabini, ağaç gölgelikler yapmış. Bir turizm görevli tahsis edip çöpleri toplama gibi hizmetlerde bulunuyor. Bütün bu işler için araçla gelen ziyaretçilerden 5 YTL giriş ücreti toplanıyor. 

 

Sualtı cenneti


Saroz Körfezinin ve kıyı boyunca yer alan koyların en büyük özelliği sualtı avcılığı ve su altı fotoğrafçılığı için zengin bir plato olması, çeşitli kompozisyonlara imkân vermesi. Çevrede yerleşim olmadığı için balıklar insanlardan korkmuyor. Belki de bu nedenle körfezin açıklarında 30 kiloluk orfozlara 20 kiloluk mercanlara 4 kiloluk ıstakozlara rastlanabiliyor. İnanması güç gelebilir ama karşılaşmalarda denizin karanlık derinliklerine kaçmıyor. Korkmasını henüz öğrenmemiş balıklar öylece durup size bakıyor, hareketlerinizi temkinli izliyorlar. Temiz denizlerin göstergesi denizkestanelerinden bir kaçını küçük bir taşla kırıp, etrafa içindeki havyarı dağıtırsanız, önceleri deniz biraz bulanıyor, sonrasında çevredeki tüm balıklar üşüşüyor. İbrice Limanından Yunanistan’a kadar sığ olan koyda menekşeye benzer 20 cm boyunda ki yosunlar bazı yerlerde sanki çim tepeler oluşturmuş. Deniz dibi kumlu, bu yüzden kabukların, salyangozların, minarelerin, istiridyelerin, midyelerin su altındaki yumuşak, ahenkli hareketlerini, dansını çıplak gözle bile görmek mümkün olabiliyor. Bu arada yanınızdan uskumru veya kefal sürülerinin geçtiğine tanık oluyorsunuz. Merakınıza yenilip bu zevki daha ileriye götürmek isterseniz Uzunkum’da Uluslar arası ARGOS adlı bir de dalış okulu faaliyet gösteriyor. Her türlü ihtiyaç malzemesi araç ve gereçlere sahip okul clup kapsamında yörede her hafta dalış talimleri, sualtı araştırmalarıyla eğitim veriliyor. 

Kuşların coşkulu konseri 


Baharla beraber başlayan kuş göçünde kısa boylu maki türü bitkiler florya, saka, kuşların yuvalandığı yerler oluyor. Mevsiminde doğal hayatta beslenmiş, yağlanmış şişman bıldırcınlarda uğruyor. Yürekleri yaşama sevinci dolduran yörede deniz mevsimi biraz geç başlıyor Haziran ayı ortasında ancak ısınmaya başlayan mavi sular, deniz mevsimini 15 Eylül’e kadar sürdürüyor. Bu tarihten sonra artarak esen sert rüzgâr, su akıntılarına bağlı nedenlerle deniz aniden soğuyor. 
Ekim ise yalnızlığı sevenlerle balıkadam giysili dalgıçların tercih ettiği ay oluyor. 

 

ÇAMLICA

 

Tarihçe 

Çamlıca, günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar yerleşim izlerine rastlanılan eski bir yerleşim yeridir. EGNİTA YOLU üzerinde kurulmuş bir yerleşim yeri olan ÇAMLICA eski adı ile GRABUNA, tarih boyunca Çanakkale istikametine geçen yolcu ve kervanların, mola, ticaret ve hayvanlarının bakım ihtiyaçlarını karşıladığı bir yer olarak, bu yol üzerinde önemli bir misyona sahip olmuştur. Trak yerleşim izlerinin de görüldüğü Çamlıca, Büyük İskender’in Anadolu’ya geçişine tanıklık etmiş, Eski Yunan, Pers, Roma, Bizans medeniyetleri hakimiyetinin yanında, ortaçağda Venedik ve Cenevizlerin kolonisi olmuştur. Tarihi boyunca, Avrupa kıtasındaki medeniyetlerin Asya kıtasına, Asya kıtasındaki medeniyetlerin Avrupa kıtasına geçişlerinde bir durak noktası olmuştur. Türklerin Rumeli’ye geçtiği dönemlerde ise bir Rum yerleşimidir ve Rumeli’ye geçen ordular için dinlenme, hazırlık ve ihtiyaç gidermek için önemli ve güvenli bir stratejik üs göreviyle karşımıza çıkmaktadır. 1. Kosova savaşı sonunda bir Sırp prensi tarafından öldürülen l. Murat’ın intikamını almak için ordularıyla Rumeli’ye geçip Avrupa’ya ilerleyen Yıldırım Beyazit, GRABUNA’daki Büyük Manastır mevkiinde ordularını dinlendirmiş ve saldırılar öncesi hazırlık ve ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Yıldırım Beyazit bu yerleşim yerine Türk ordularına yardımcı olan çobanın adı olan GRABUNA ismini vermiştir. Günümüzde Yıldırım Beyazit’in mola verdiği yerler mesire yeri olarak kullanılmaktadır ve o dönemden kalan su pınarları hala korunmaktadırlar. 1900’lü yılarlın sonuna kadar Grabuna’da 7 adet yel değirmeni ve bir adet su çarklı değirmen var olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen değirmenler, üretim, enerji ve ticaret üçgeniyle o zamanki Grabuna’nın o sürece kadar bölge ve çevre yerleşimler ve aynı zamanda bulunduğu geçiş yolu üzerindeki misyonunu ortaya koymaktadır. 1922-1934 yılları döneminde Balkan göçlerine ev sahipliği yaparak, Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerin Türkiye’nin birçok noktasına özellikle, İzmir, Bursa, ve Ordu illerine dağılım öncesi göç üssü görevini üstlenmiştir. 93 Harbi diye adlandırılan, Osmanlı-Rus Savaş’ından, Balkan Savaşları ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Kırım’dan Romanya’dan, Yugoslavya’dan, Bulgaristan’dan ve Yunanistan’dan Mübadele yıllarına kadar devamlı olarak göç almıştır. Bu nedenle Grabuna, Gacal, Pomak, Boşnak, Arnavut, Dağlı, Karabacak, Tatar ve Çerkez olarak adlandırılan Türklerin göç yıllarındaki ilk ikametgah adresleri olmuş ve bu renkli mozaik halen mevcuttur. 1934 yılına kadar Rum ve Türklerin birlikte yaşadığı Grabuna Nahiyesi’nde köy meclisi, Rum ve Türk azaların birlikte oluşturduğu barış ve hoşgörünün sembolü bir yönetim örgütü oluşmuştur. Tayin olan yeni Nahiye Müdürü, Rum nüfus varlığı (1235 kişi) yüzünden Grabuna’da oturmayıp ikametgahını Yerlisu’ya aldırırmış ve günümüze kadar ulaşan bir isim karmaşanın da doğmasına sebep olmuştur. (Yerlisu-Çamlıca) Nahiye Müdürünün nahiyeye dönüşünü sağlamak için ismi Çamlıca olarak değiştirilmiştir. Daha sonrasında Rum nüfusun da nahiyeyi boşaltmasıyla tamamen Balkanlar’dan göçen Türklerden oluşan bir Türk yerleşimi haline dönüşmüştür. 

 

 Genel Durum – Bakış

 Keşan’a Çamlıca 13 Km uzaklıkta, Doğusu ve Güneyi Korudağ serisi ormanlarla çevrili olup, Kuzeyi ve Batısı son derece verimli tarım arazilerinden Çamlıca Ovası ile çevrilidir. Yerleşim yeri olarak ta çevresinde, Doğusunda; Şükrüköy, Seydiköy, Kadıköy ve Mahmutköy Kuzey Doğusunda; Yerlisu ve Sazlıdere Kuzeyinde; Pırnarköy, Gökçetepe Batısında; Mercan, Karlıköy, Büyük Doğanca Kuzey Batısında; İzzetiye ve Keşan bulunup Kuzeyinde de Bahçeköy yer almaktadır. Keşan’ın 3 nahiyesinden birisidir. (Merkez, Çamlıca ve Suluca) Belediye 1971 yılında kurulmuştur. Nüfus; yaz nüfusu ve kış nüfusu olmak üzere 2 ayrı dönemde de değişkenlik göstermektedir. 2011 yılı sonu itibari ile belde içinde yaşayanların nüfusu 1029 olarak tespit edilmiştir. Fakat bu yaz sezonlarında Mücavir alanlarda bulunan vatandaşların gelmesiyle artmaktadır. Rakımı 130’metredir. 

 

Bocuk Gecesi

Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Çamlıca beldesi her yıl ilgi çekici, geleneksel bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor: “Bocuk Gecesi.” Bu özel gecede kabak tatlıları yeniyor, insanlar birbirini korkutuyor, şenlik, tılsım, bolluk ve bereket iç içe geçiyor. Bocuk, kışın en soğuk gecesini temsil ediyor. Bu eski âdetin insanın kimi zaman anlaşılmaz ve ürkütücü olan doğa olaylarından kaçma, doğayla barışık olma arzusundan kaynaklandığı düşünülüyor.

O gece Bocuk olarak adlandırılan varlık beyazlar içinde, insansı bir görünümle ortalıkta dolaşıyor ve kurbanlarının sırtına çıkıyor. Hedeflerini de kabak tatlısı yememişlerin arasından seçiyor. Bocuk Gecesi şimdi insanların bir araya gelip eğlendiği, yiyip içtiği, kimilerinin yüzünü boyayarak ve beyazlar giyerek birbirini şaka yollu korkuttuğu bir şenlik. Bocuk Gecesi 9 Ocak 2016’da saat 19:30’da, Çamlıca Kültür ve sanat Evi’nde gerçekleşecek. Etkinlik Çamlıca Muhtarlığı, Çamlıca Kültür ve Turizm Derneği, KORUDER işbirliğiyle düzenleniyor.

 

 

Stratejik Alanlar / Sektörlerde Durum ve Eğitim”

Çamlıca’nın bilinen eğitim tarihsel süreci 1800’lü yılların son dönemiyle başlar. Bu amaçla her Rum aile okul yapılması için 4 adet taş getirmek üzere görevlendirilir, Muhacirköy taşocaklarından öküz arabalarıyla taşlar getirilir ve günümüzde Etnografya müzesi olarak kullanılan bina, okul olarak inşaa edilir ve Rumların Nahiyeyi terk ediş tarihi olan 1934 yılına kadar olan süreçte Grabuna Nahiyesi, bulunduğu çevredeki köylerin de eğitim merkezi rolünü üstlenir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte Çamlıca, Türkler için de yörenin eğitim ve öğretim merkezi durumundadır. Rumlar tarafından yapılan okul, Rumların Çamlıca’dan göç etmesiyle birlikte aynı misyonuna devam eder, Çamlıca ve bölge halkı için yine tek okuldur. 1960’lı yılların sonunda beldeye Yatılı Orta Okul da yapılarak eğitimdeki rolünü kuvvetlendirerek devam eder. Çamlıca’daki ilköğretim okulunda taşımalı sistemle belde çevresindeki toplam 9 köyün öğrencilerine de eğitim veren bir ilköğretim okulu mevcuttur. Bahçeköy, Şükrüköy, Seydiköy, Kadıköy, Mahmutköy, Yerlisu, Sazlıdere Köyü, Gökçetepe Köyü ve Pırnarköy’den taşımalı sistemle öğrenciler eğitim ve öğretim görmektedir. 2012 yılı itibari ile Çamlıca İlk Öğretim Okulunda 228 öğrenci öğrenim görmekte ve 15 öğretmen görev yapmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yörenin eğitim ve öğretim merkezi durumundaki Çamlıca’da çok sayıda yüksek öğrenim yapmış kişi vardır. Mühendis, doktor, asker, öğretmen, ve sağlık görevlisi olarak çalışan birçok kişi Ülkemizin çeşitli yerlerinde görev yapmaktadır. Beldede Kültür ve Turizm Derneği tarafından oluşturulmuş bir kütüphane bulunmaktadır. Halk Eğitim Müdürlüğü bünyesinde her yıl kadınlara yönelik kurslar beldede eğitim vermektedir, bunun yanında Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü tarafından da yıl boyunca çiftçilerin eğitimine yönelik kurs ve eğitimler düzenlenmektedir. Yaz ve sömestri tatili dönemlerinde Çamlıca Kültür ve Sanat Evi’nde, öğrenci ve gençlere yönelik, İngilizce, Tiyatro ve Yaratıcı Drama ve Müzik gibi alanlarda eğitimler düzenlenmektedir. 

 Sağlık

 Beldede, Çamlıca merkez, Pırnarköy, Sazlıdere, Gökçetepe ve Bahçeköy’ e hizmet veren Çamlıca Aile Sağlığı Birimi mevcut olup Aile Hekimliği uygulamasına geçiş dönemindeki pilot uygulamalardan biridir, doktor ve sağlık personeli vardır. Çamlıca Aile Hekimliği Birimi’nde, özelikle yaz aylarında, dışarıdaki Çamlıcalıların tatil için gelişi ve Gökçetepe-Sazlıdere mücavir alanında bulunan yazlıkçılarla birlikte nüfusun artmasıyla, yoğunluk yaşanmaktadır. 

 Sosyal Hizmet 

Beldede, Keşan Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından beldedeki muhtaç durumda bulunan kişilere nakdi ve ayni yardımlar yapılmaktadır, aynı zamanda Mal Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Politikalar İlçe Müdürlüğü tarafından 2022 sayılı yasaya göre yaşlı, özürlü ve evde bakım maaşları bağlanmaktadır. 

 Tarım 

Beldede 17.460 da. Tarım arazisi, 25.845 da. Orman, 1.126 da. Mera arazisi vardır. Ekili arazilerin 4.960’I Kuru tarım arazisi, 12.500’ü ise Sulu tarım arazisi olup, sebze ekilen arazi büyüklüğü 1.970 da’dır. Çamlıca’nın % 94 ü geçimini tarımdan sağlamaktadır. Bu oranın % 78 i ziraat, % 14 ü hayvancılık, % 2 si ormancılıkla geçinmektedir. Beldede sebzecilik, meyvecilik ve çeltikçiliğin artışı ve iş yoğunluğuna bağlı olarak hayvancılık gerileme göstermekte olup Keşan’da hayvan yetiştiriciliğinin en az yapıldığı yerlerdendir. Büyükbaş hayvan sayısı 448, küçükbaş hayvan sayısı 980 adettir. 

BİR EDİRNELİ OLARAK EDİRNE’Yİ KEŞFETMEK (1)

 

DSC_2346TARİHİN İZİNDEKİ KENT

           Dört bir yanı tarih kokan bir şehir nasıl anlatılır ki ancak yaşanılır bu şehirde bu kentin tüm güzelliğini ve içtenliğini anlamak için. Bir Edirneli olarak edirnede yaşamak bu şehrin havasını solumak ayrı bir duygu benim için.Taşını toprağını sevdiğim güzel memleketim. Osmanlıya tam 93 yıl başkentlik yapan bu şehirde nereye baksanız nereye adım atsanız her yer tarih kokuyor.Şehirler sultanı sultanlar şehri EDİRNE’M

         Başta Mimarsinın ustalık eseri mabedi  Yapısıyla Selimiye Camii bir yanda Kapılarıyla üçşerefeli Yazısıyla eski camisi Tarihe tanıklık etmiş  Eski Edirne evleri  Evleri demişken Kaleiçi tarihe tanıklık etmiş en eski semti. Köprüleri,hamamları,çarşıları hepsi birbirinden güzel Bir yanda tabyalar bir yada Osmanlı zamanında tedavide kullanılan ve günümüze sağlık müzesi olarak kazandırılan 2.Beyazıd küliyesi ve sağlık müzesi hepsi birbirinden değerli birer şaheser

       Üç kardeş Arda tunca merici unuttuğumu sanmayın onlar akıyor gürül gürül Karağac  merkezi şehirle bağlayan geçiş noktası. Protokol evi edirnenin yazın nefes alma yeri.Tabiri caizse Edienemin Kız kulesi. Burada Bir çay molası iyi gelecek gibi.Bir yanda tunca bir yanda selimiyenin görkemi ile seyre dalıyorum aynı kitap okurcasına .Zihnimde canlanıyor tarih tarihin izindeki kent . işte ben böyle tarihi kentte yaşıyorum.Yoluma ilerledikçe tarihte büyük bir önem taşıyan Lozan anıtı çıkıyor .Bu büyük mabedi gördüğümde duygulanıyorum. Her İlerlediğimde  tarihe tanıklık ediyorum Sağım solum tarih kokuyor.Karaağçtan 4 km sonra Pazarkule sınır kapısı beni karşılıyor. Burası Yunanistana sınır bir kapı .Tampon bölge sonrası yunan askerleri sizi karşılıyor. Buradan şehir merkezine dönüyorum

CLARA KONAĞININ TARİHE KAZANDIRILMASI VE GERİ DÖNÜŞÜ

4 ay öncesi…Gül Ercan  hanımla ilk konuştuğumuzda projelendirme aşamasında olan ve Kaleiçi semtinde bulunan Şehit asım okulunun tam karşısında harabe bir konak  şimdilerde anıtlar kurulunun onayı ile inşaatı başlatılarak şu an onarılmaya başlanmış Gün yüzüne çıkarılıyor.Gerçekten ilk gördüğümde nasıl toparlanacağını düşünmüştüm ancak zaman içinde Gül hanımın çalışmaları sayesinde bu konak gelecekte hotel olarak kullanılar Edirne turizmine ciddi katkılar sağlıcak.İsminin yaşatılacağını söyleyen gül ERCAN inşaatın başında emeğide çok büyük.

BU ŞEHİRDE GEZEBİLECEĞİNİZ 22 FARKLI YER       

1-SELİMİYE CAMİİ VE ÇEVRESİ

2-TARİHİ EDİRNE BELEDİYESİ BİNASI

3-ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ

4-ESKİ CAMMİ

5- ALİPAŞA BEDESTEN

6-BEDESTEN

7-SARAÇLAR CADDESİ

8-BALKAN SAVAŞ MÜZESİ

9-EDİRNE ENTOĞRAFYA MÜZESİ

10-ŞÜKRÜPAŞA ANITI

11-LOZAN ANITI

12-SIPSINDIĞI ANITI

13-KIYIK TABYALAR

14-ASKERİ MÜZE

15-PAZARKULE SINIR KAPISI

16-KAPIKULE SINIR KAPISI

17-EDİRNE KENT BELLEĞİ MÜZESİ

18-ST G. KLİSESİ

19-EDİRNE PROTOKOL EVİ

20-EKMEKÇİZADE KÜLTÜR MERKEZİ

21-SARAYİÇİ ER MEYDANI

22-2.BEYAZID KÜLİYESİ VE SAĞLIK MÜZESİ

FESTİVALLER KENTİ EDİRNE

Şehirim şendir güleryüzlü insan bulmanız doğaldır bu şehirde Mayıs ayının başından itibaren KAKAVA ŞENLİKLERİ bir çok misafirini ağırlar bu şehirde türkiyenin farklı şehrinden gelen insanlar kakava şenliğinin heyecanını yaşar canım EDİRNEM de.

Peki nedir KAKAVA ?

Türk dünyasında önemli günlerden sayılan Hızır ve İlyas peygamberlerin bir gül ağacının dibinde buluştukları inancı Hıdrellez’in, Romanlardaki yansıması Kakava, Romanlar için bir yıl boyunca sabırsızlıkla beklenen ve büyük hazırlıklar yapılarak kutlanan en önemli günlerden biri olarak kabul ediliyor.

Edirne’de baharın habercisi olarak kabul edilen Hıdrellez ve Kakava Şenlikleri 5-6 Mayıs tarihlerinde iki ayrı mekanda kutlanır; Konser, yarışma, dans gösterileri Saraçlar Caddesi’nde, diğer etkinlikler ise Kırkpınar Güreşleri’nin de düzenlendiği Sarayiçi’nde gerçekleşmektedir.
Şenlikler her iki gün de baharı karşılamaya yönelik iki özel ritüelle başlar. Bereketin artması, güzelliklerin paylaşılması arzusunu simgeleyen Kakava Ateşi’nin yakılması ve pilav ikramı 5 Mayıs’ta, Sarayiçi’nde yapılır. Arınma ve doğanın uyanışını selamlama amaçlı “Bahara Giriş” ritüeli ise 6 Mayıs sabahı saat 06.00’da, Tunca Nehri kıyısında gerçekleşir.

Etkinliklere Türkiye’deki tüm roman derneklerinin temsilcilerinin yanı sıra, yerel ve yabancı fotoğraf sanatçıları ve son yıl ki rakamlara göre yaklaşık 10 bine yakın izleyici katılmaktadır. Kakava Şenliklerine dünya-ulusal basın tarafından da yakından takip edilmektedir.

 

BANDO VE CİĞER FESTİVALİ

CİĞER TAVADA PİŞİYOR BANDO NAĞMELERİ İLE EŞLİK EDİYOR

Tarihi hava koşullarına göre netleşmektedir. Bando ve Ciğer Festivali, Edirne’nin simgelerinden biri haline gelen Tava Ciger ve Edirne Belediye Bandosu’nun dünya çapında ses getiren başarılarının ardından düzenlenmeye başladı.

Türkiye’den ve Bulgaristan, Yunanistan, Romanya başta olmak üzere diğer ülkelerden Edirne’ye gelen Bando grupları, Bando ve Ciğer Festivali’nde Edirnelilere ve Edirne’ye ziyarete gelen misafirlere gün içerisinde aralıksız müzik ziyafeti sunmaktadır.

Festivalin son gününde Saraçlar Caddesi’ne kurulan stantlarda Edirneli ciğer ustaları misafirlere yaklaşık 1 ton ücretsiz ciğer servisi yapmaktadır.

 

BİR NEY SESİ İLE GELEN ANLATILMAYACAK HUZUR

Şehir merkezinden Yıldırım Semtine doğru ilerliyorum.Burada beni 2.beyazıd küliyesi ve sağlık müzesi tüm ihtişamı ile karşılıyor.Müze kart geçerli olmadığı için bilet işlemlerinin ardından müzeye giriyorum.Hafif bir ney sesi ve su sesi gerçekten tarifini anlatamayacağım ancak yaşayarak aktaracağım bir huzur veriyor.  Bu müze, Edirne merkez Yeniimaret semtinde bulunan Sultan II.Bayezid Külliyesi Darüşşifası bünyesinde hayata geçirilmiş olup, Trakya Üniversitesi’nin, kültürel miras ve korumacılık alanında gerçekleştirdiği en büyük projelerden biridir.

     Bu projeyle, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olan Edirne’nin önemli bir eserinin yıkılıp gitmesi önlenmiş ve bu şehrin turizm hayatına önemli bir marka kazandırılmıştır.

     Trakya Üniversitesi’nin bu önemli yapılara sahip çıkmasının altında, Edirne’nin yükseköğretim ve tıp tarihine sahip çıkması yatmaktadır. Çünkü 1488 yılında hizmete giren bu külliyenin medresesi döneminin temel tıp bilimlerinin öğretildiği bir üniversite konumundaydı, hastanesi ise bu öğrencilerin uygulama yaptıkları yerdi.

     Günümüzde de hem tıp eğitimi ve uygulaması veren Trakya Üniversitesi, bundan beş yüz yıl öncesinin eğitim ve uygulama anlayışını da günümüzde yaşatarak tarihe karşı olan sorumluluğunu da ortaya koymaktadır.

      Edirne’nin Ruslar tarafından işgal edildiği Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında başlayan ve Balkan Savaşları ile zirveye ulaşan Edirne’nin kötü günleri, külliye gibi birçok yapının da sahipsiz kalmasına yol açmıştır. Cumhuriyet sonrası yaşanan ekonomik sıkıntılar ve kültürel mirasa gereken önemin verilmemesi nedeni ile yıkılıp yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan tarihimizin bu önemli yapıları, 1984 yılında Trakya Üniversitesi’ne devredilmiş ve bir restorasyon süreci sonrasında, eğitim alanları olarak kullanılmaya başlanmıştır.

     1997 yılında müzeye dönüştürülen külliyenin darüşşifa bölümü, dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden olan Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü’nü alarak önemli bir tanıtım fırsatı yakalamıştır.

     Burada 500 yıl öncesinin bir “Osmanlı bimarhanesi” (bimar:hasta, hane:ev) canlandırılmıştır. Tedavide, dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra müziğin, su sesinin, güzel kokuların ve meşguliyetin kullanıldığı bu mekanlar geçmişi zengin bir görsel anlatımla günümüze taşımaktadır.

ŞEHİR MERKEZİNDE KISA BİR MOLA      

Bu kadar tarih dolu bir gezinin ardından şimdi yemek molası verme zamanı .Alipaşa orta kapıdan ciğercilerin olduğu caddeye doğru ilerliyorum Sağım  solumciğerci dükkanları ile dolu.Zaten yemeden kokusuna aşık oluyor insan Rasgele birine oturuyorum.Hafta sonu olmasından ötürü biraz kalabalık gözümden de kaçmıyor.Ciğer istediğimi söylüyorum arkasından bir tepsi edirneye özgü tatlar masama donatılıyor.Burada adet böyle ciğerin yanına edirneye özgü tatlar misafirlere sunuluyor. Gözlemlediğim üzere geldiğim sokakta bir çok mekanda dolu. Bugün edirnemin misafiri çok.Yemeği yedikten sonra alipaşa çarşısını fotoğraf makinemle kareliyorum.

HAYDİ BRE PEHLİVAN

Buradan yolum 650 yıldır kırkpınarla özdeşleşmiş Sarayiçi ER MEYDANI na doğru gidiyor.Burada beni Kırkpınar pehlivanlarının büstleri karşılıyor.Her yıl temmuz ayında yapılan ve türkiyenin yanı sıra yabancı ülkelerden gelen misafirlerini ağırlayan bu mabed görülmeye değer doğrusu.

Yağlı güreşlerin tarihi 4500 yıldan öncesine uzanmaktadır. Bulunan en eski kanıtlar M.Ö. 2650 yılına aittir. Antik Mısır‘a ve Asur Krallığı‘na ait buluntular yaklaşık olarak aynı döneme aittir.

Efsaneye göre 1346 yılında Orhan Gazi‘nin Rumeli‘yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, büyük oğlu Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar‘a ait Domuzhisar’ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan‘ın topraklarında kalan Samona’da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.

Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.

Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “Kırkpınar” adını verirler.

  1. Murat, Edirne’nin alınmasından sonra Edirne’de güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böyle de her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiştir.

Bir başka iddiaya göre ise Kırpınar Güreşleri’nin tarihçesi çok daha öncesine dayanır. M. Atıf Kahraman’ın aktardığına göre Sarı Saltuk Bizans’ın ve Bulgarların içinde bulunduğu karmaşadan yararlanarak 1261’de Edirne’yi de Bulgarlardan aldı. Sarı Saltuk 40 yıl Edirne’de kaldıktan sonra Dobruca’ya gitmek zorunda kaldı ve burada vefat etti. Bunun üzerine Bizans hükümdarı Andronikos, oğlunu Edirne’ye vali yaptı. Bu iddiaya göre kendisi de bir pehlivan olan Sarı Saltuk Osmanlılardan önce Kırkpınar Güreşleri’ni ilk düzenleyen kişidir.

Osmanlı döneminde Kırkpınar Panayırı

Osmanlı Devleti döneminde yapılan Kırkpınar Panayırı, bazı yönleriyle Rumeli’nin diğer yerlerinde yapılan panayırların aynısıydı. Burada da çoğunlukla hayvan ve çeşitli eşyaların alış verişi yapılır. Kırkpınar’ı diğerlerinden ayrıcalığı, güreş, at yarışı, yaya koşusu gibi sportif faaliyetler “Ağa” tarafından düzenlenerek daha değerli ödüller verilmesidir.

Panayırın süresi 4 gündür.

Güreşlerin yapıldığı yer

Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı Topçu Ali Ağa’nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio’lu Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu’nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar çeşmesidir.

Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir.

Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır

Kırkpınar yağlı güreşlerinin öğeleri

     Kıspet

Yağlı güreşe çıkan her pehlivanın güreş malzemesinin başında kıspet gelir. Mandadana veya malak derisinden yapılan kıspetin bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalın olur. Beli sarması için kalın bir ip geçirilen bu kısma kasnak denir.

Kıspetin diz kapağının altına gelen yere paça denir. Paça ile etin arasında paçabent denilen keçe konur. Deri kısım keçenin üzerine çekilir ve üzeri sicimle sıkıca bağlanır.

Sıkı bağlanmayan paçadan içeri giren parmaklar sayesinde oyun almak kolaylaşır. Güreşten sonra yağlanan kıspet zembil’e konularak saklanır.

    Zembil

Kıspet, zembil adı verilen ve sazdan yapılan bir torbada taşınır ve saklanır. Güreşi bırakan pehlivan, zembilini duvara asmasından belli olur.

Yağ

Güreşçiler, kavranmaları güç olsun diye yağlanırlar. Pehlivanlar, güreş meydanının uygun bir yerinde yağ ve su ile doldurulmuş kazanların etrafında yağlanırlar. Pehlivanlar önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kıspete yağ sürerler. Daha sonra sol el ile aynı işlemi tekrarlarlar.

Güreşçiler bu arada birbirlerinin sırtlarını da yağlarlar. Güreş başladıktan sonra pehlivanlar çayırda dolaşan yağcılardan diledikleri zaman yağ ve su alabilirler.

      Davul ve zurna

Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.

Peşrev[

Güreşin başlangıcı ve güreşe hazırlıktır. Ahenkli ve mevzulu bir biçimde güreşe ısınma hareketi olarak bilinen peşrev seyircilerin göz zevkini okşamasının yanında pehlivanın moralini yükseltir. Pehlivan peşrevle, kaslarını, nefsini, kalbini ve beynini başlayacak olan güreşe hazırlar. Güreşmek üzere çayıra çıkan pehlivanlar ahenkli bir şekilde ellerini ve kollarını sallayarak peşreve başlarlar. Peşrevde üç kez ileri üç kez de geri gidişten sonra yere sol diz ile çökülerek önce sağ el yere,dize,dudağa ve alına üç defa değdirilir. Bu merasim bittikten sonra sıçrayarak “Hadi bre” pehlivan diye nara atılır. Karşılıklı gidiş ve gelişten sonra rakibin paçaları yoklanır, sırtı sıvazlanır, enseler bağlanır, eller tutuşur ve böylece güreşe girilmiş olur.

Cazgır[

Yağlı güreşlerdeki tüm pehlivanları seyircilere tanıtan, onları güreşe başlatan kişidir. “Salavatçı”da denilen Cazgır, hakem heyetinin ya da kura ile eşleştirilen pehlivanların adlarını, sanlarını, güreş oyunlarındaki hünerlerini uygun mısra ve dualarla tanıtır. Bu dua yörelere göre değişir. Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Ünlü cazgırlar arasında, Edirne Ayşekadın Camii imamı Sadık Hoca (Atılgan), Şirin Mustafa sayılabilir. Güreşlerin başlangıcının ilk günü olan Cuma günü, tüm güreşçiler pehlivanlar mezarlığını ziyaret ettikten sonra, Selimiye Camiinde okutulan Mevlütün ardından Sarayiçi’ne gidilerek, küçük boylardan itibaren cazgırın duası ile güreşleri başlatırlar.

Güreş ağası[

Yağlı güreşin ilk zamanlarında birkaç eski pehlivan köy ağaları veya güreşlerden anlayan birkaç kişi kurallara aykırı iş yapılmasın diye güreş meydanının bir köşesine oturur güreşleri kontrol ederlerdi. Bugün ise kuralları uygulayan hakem heyetleri oluşturulmuştur.

Kırkpınar Ağası

Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi… Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük birçoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır.

Altın kemer

Kırkpınar başpehlivanına verilen, Kırkpınar’ın en büyük ödülüdür. Kırkpınar’da başpehlivan olan güreşçi 1 yıl süreyle altın kemerin sahibi olur. Ancak aralıksız üç yıl arka arkaya başpehlivan olan güreşçi altın kemerin sürekli sahibi olur. Zamanımızda Altın Kemer’ler Belediyelerce yaptırılmaktadır.

Kırmızı dipli mum

Kırkpınar’ın davet simgesi “Kırmızı Dipli Mum”dur. Eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere “Kırmızı Dipli Mum”lar asılarak, oradaki halk Kırkpınar’a davet edilirdi. Diğer bir deyişle davet için sadece “Kırmızı Dipli Mum” kullanılırdı.

Edirne Gezgini Yollarda (1)

Sevgili okurlarım Bloğumun ilk yazısında sizlere benimde bu yıl ilk kez iştirak ettiğim   7-9 nisan 2017 tarihleri arasında düzenlenmekte olan Alaçatı ot festivali ve Güzel izmir turundan bahsetmiştim.Şimdi ise sizlere bir Edirnelinin kısa günlüğünden bölüm bölüm  bahsedeceğim

Sabah uyanıyorum akşamdan hazırlamış olduğum bataryamda bugünkü fotoğraf gezime eşlik etmek için hazır.Taşını toprağını sevdiğim aşından karın doyurduğum şehirdir edirne.Tarihsel güzelliği her zaman için beni cezbetmiştir. Şimdi bu tarihi şehiri  fotoğraf karelerinde ölümsüzleştirmek adına sizleride keyifli bir yolculuğa çıkaracağım.Durağa gittikten 20 dakika sonra şimdi de ordu evi durağına yaklaşıyorum.Bugun nedense farklı bir heyecan var içimde hava güzel güzel kareleri sizlerle paylaşacağımı düşünüyorum.Orduevinde indikten hemen sonra yürüme mesafesinde olan Mimar sinan heykeli,Tarihi Edirne Belediye binası ,Selimiye camii ve en son olarakta yakın zaman içerisinde düzenlenerek konulan Fatih sultan Mehmet heykeli,ve topları aynı kadrajda yer alıyor.Bu fotoğrafı ölümsüzleştirmek apayrı heyecan ve duygu.

 

BER_5843.JPG

Tarihi kent edirne Osmanlı devletine tam 93 yıl başkentlik yapmıştır.Böylesi dört bir yanı tarihi bir kentte yaşamak ise apayrı bir duygu.Edirne gerçekten huzur kenti ben böyle bir kentte yaşamanın mutluluğu içerisindeyim.Lafı çok fazla uzatmadan kaldığımız yerden devam edelim.Bugün haftasonu olmasından ötürü yoğunluk göze çarpıyor.Dışardan gelen misafirler çok  selimiye karşısındaki otapark hınca hınç dolu  Biraz yürüdükten sonra kendimi saraçlar caddesine atıyorum.Aşk çeşmesinin serinliği yüzüme vuruyor.Tava ciğer kokuları burnuma yavaş yavaş geliyor. Saraçlar birazdan insan kalabalığından geçilmicek biliyorum. Buradan kendimi çilingirlere atıyorum edirnenin geleneksel manzarası karşısında şaşırmıyorum.Misafirlerimiz Edirneye özgü tatları tatma telaşında .Her yer insan dolu ciğercilerin önü ana baba günü gibi. Ben kendimi biraz yürüdükten sonra Kaleiçindeki tarihi cumbalı evlerin sessizliğine bırakıyorum.Her kare farklı bir hayatın hikayesini anlatıyor bana .Bazı evlerin bakımsızlığı içimi acıtsada bazı evler ondan daha şanslı.Son dönemde  3 tane tarihi ev bakıma alınmış.Bu sevindirici bir haber.Buradan  Büyük edirne Sinegoguna doğru yürüyorum.Yapımı 2015 yılında tamamlanan bu sinegog avrupanında 3.büyük sinegogu olma özelliğini taşıyor. Kareler kareleri kovalıyor.

 

 

 

DSC_2346

 

 

BİR KARAAĞAÇ HAVASI İYİ GELECEK

Önce Eski Elektrik binası olarak kullanılan sonra Edirne Belediyesi otobüs garajı olarak kullanılan son olarak ta yine Edirne Belediyesi tarafından Tunca nehiri kenarında yer alan NİKAH  Salonu gözüme çarpıyor.

DSC_2400Gezimin son durağını kendimi Protokol evinde Kahve içerek taçlandırmak üzere buraya gidiyorum.Protokol evi  edirnemin kız kulesi.Edirne dışından gelen bir çok tur burada mutlaka çay kahve molası verirler.Bende gittiğimde doluydu zaten.Havasını soluduğunuzda kendinizi kız kulesinde çay kahve içiyormuş gibi hissedersiniz

 

 

 

 

DSC_2322.JPG